Türkü Dostları
Feyzullah çınar
Feyzullah Çınar 1937 yılında Sivas Çamşıhı`nın Çamağa Köyü`nde doğmuş; tam beş yaşındayken almış eline bağlamayı… Şeyh Ahmet Yasevi`nin soyundan gelen ozan. Pir Sultan Abdal`ı, Kaygusuz`u, Virani`yi dinleyerek büyür; 14-15 yaşlarında ise iyi saz çalip, türkü söyleyen bir kişidir artık.
Anadolu`nun o aman vermez çileli yaşamından büyük kente, İstanbul`a gelmesiyle başlayan zorlu yaşam öyküsü O`nu sazıyla daha da yakınlaştırmıştır. İstanbul`da girdiği işler doyurmaz aşığı, O gönlündeki aşkı. toplumsal çelişkileri paylaşmak ister diğer insanlarla. Tam da bu sırada birlikte olduğu dostları Feyzullah Çınar`a bir plak yapmak isterler.
Plağın bir yüzü Agahî Baba`nın “Fazilet” adlı deyişi, diğer yüzü Malatyalı Esirî`nin Şah Hüseyin`e mersiyesi… Yıl 1966; o yıllarda Alevi deyişlerini çalıp söylemek pek çok açıdan zor. Ama koca Çınar durur mu? Aldı mı sazı eline, vurdu mu sazın teline söyler Pir Sultan`dan, Viranî`den, Kul Himmet`ten… işte o gün bu gündür ait olduğu kültürün o güzel ürünlerini altmıştan fazla plağa okumuştur ozan.
1969 yılında Fransa`ya giden Çınar, Alevi-Bektaşi kültürü ve müziği üzerine Irene Melikoff`la birlikte konferanslara katılır, konserler verir. Bir çok Avrupa ülkesinde radyo programlarına katılır. Ozanın Fransa Radyo Televizyoncu ve Unesco tarafından iki long-play`i yayınlanır.
Feyzullah Çınar, Alevi-Bektaşi ozanlarının içinde kırsaldan kente göçmüş, ancak geleneksel kültüründen hiç bir şey yitirmeden sanatını uygulamış ender kişilerden biridir. O geleneksel kültürünü yaşatarak içinde bulunduğu toplumun sorunlarını dile getiren bir ozandır. O`nun sanat yaşamına baktığımızda koca Çınar`ın yine bir başka çınarın izinden gittiğini görürüz… Bu kişi Pir Sultan Abdal`dan başkası değildir. Pir Sultan`ı ve Pir Sultan geleneğini kendine kılavuz seçmiştir. O sazının telinden dökülen melodiler bin yıllık geleneğin sözcüsü gibidir. Pir Sultan deyişlerini sanki Çınar seslendirsin diye yazmıştır. Çınar deyişleri, öylesine yüksek bir sanat gücüyle icra eder, ve dilinden dökülen her sözün anlamı müzikle öylesine bütünleşir ki, yüzlerce yıllık Alevi kültürü ile binlerce yıllık Anadolu kültürlerinin sentezinden doğan bir ses çakılır kulaklarımıza. Feyzullah Çınar usta malı söyler deyişlerini. Yedi kutuplardan en çok Pir Sultan Abdal, Virani, Kul Himmet ve Hatayi`nin deyişlerini çalar ve okur. Geçmişle günümüz arasındaki köprü görevini üstlenmiş o ozanların işlevini Çınar`da da görürüz. Bu bakımdan günümüz ozanlarının deyişleri de O`nun için diğerleri kadar önemli, hatta kutsaldır. Kul Ahmet, Sefil İbrahim, Celalî kendi döneminin toplumcu ozanlarıdır ve bunların deyişleri Çınar`ın dilinde ve telinde ustaca yorumlanır. Feyzullah Çınar 1960`lı ve 70`li yılların toplumsal açıdan çileli, karamsar, tehlikeli ortamı içinde ozanlık yapmaya çabalar. Türkiye`yi bir uçtan diğer uca dört kez dolaşır. Halkına umut verir, yüreklendirir onları. Toplumcu deyişleri seslendirdiği için hapse atılır. Ancak yine söyler, yine çalar sazım…
1983 yılında daha 46 yaşındayken Çınar yaşama gözlerini kapatır. Ancak onun sesi bu toprağa gönül vermiş dostlarının kulağında yaşamaya devam ediyor.
Aşıklar ölmez imiş..
Türkü Dostları
Ali Ekber Eren
1956 yılında türkülerin harmanı olan Sivas’ın Divriği ilçesinin Sincan nahiyesinde doğdu.
Sanat yaşamına ; bulunduğu yöre türkülerini dinleyerek , deyişler, semahlar okuyarak başladı. İlk ustası babası İbrahim Eren (AĞA DAYI); 86 yıllık yaşamının 60 yılını bağlama yaparak geçiren ve yörenin sayılı ozanlarındandı.
Köyden şehire ilk göçlerinde toplumsal ,siyasal ve sosyal olaylar Ali Ekber Eren’i yerel boyuttan kurtarıp ; PİR SULTAN ABDAL , MAHSUNİ ŞERİF’ , DAVUT SULARI ve RUHİ SU’ nun etkisinde bırakmıştır.Bu dört öncü ozanlar ALİ EKBER EREN ‘in sanat yaşamına kılavuz oldu. Çıraklığı babasının bağlama atölyesinde geçen ALİ EKBER EREN. onu dinlemekle ve sanatçı dostlarını tanımakla birlikte bağlamaya olan sevgisi de iyice pekişti.
1980 yılına kadar Bağlama ile türküleri kendine çalıp söyleyen EREN ; “o yıllar benim emekleme dönemimdir”der. 12 eylül 1980 döneminden sonra Demokratik kitle örgütlerinin gecelerine katıldı.
Kendi ürettiği türkülerini halkla beraber okuma zamanının geldiğine inanan EREN 1989 yılında ilk albümü olan DOSTLAR MUHABBETİ ni Hasret Gültekin , Abuzer Karakoç ve Hüseyin Aydın ile çıkardı. Sonraki yıllarda solo albümlerinden; TÜRKÜLERDE BİZ VARIZ , ANLAMADIM BU NE HALDI , DAĞLI YÜREK , EYLEM EYLE , VE BÖYLE KAL albümlerini çıkarmıştır.
Yurt içinde ve yurt dışında yüzlerce etkinliklere katılmıştır.Kendine has sanat tarzıyla bütün kitlelerin beyenisini kazannıştır.
“Sanat bir düşünce ve eylem alanıdır”. Diyen EREN “Bende sisteme : türkülerimle isyanlarımı ve tepkilerimi anlatmaya çalıştım. Diyor. Sanat araçtır.amaç olmamalıdır .Türküler sesli düşüncelerimizdir. Kültürel değerleri diri tutan , toplumsal bir rafinedir. Bir müzik üreticisinin kitlelere vereceği mesaj; yaşadığı çağın işlevini taşımıyorsa o kişi müzik üreticisi değildir.Türkü dinleyenler kadar türkü söyleyenleride çoğaltalımki korkular yok olsun ve demokrasi çabuk gelsin.
Sanatçı yaşadığı çağı sorgulayandır. cağa tanık olandır.
Şair derki “ KORKAK İNSANLARIN YİĞİT TÜRKÜLERİ OLMAZ., YİĞİT TÜRKÜLERİ DE KORKAK İNSANLAR SÖYLEYEMEZ.
Evli ve iki çocuk babası olan EREN “hep böyle kalın,onurlu kalın “diyor..
Ali ekber eren’in türkülerinden örnekler;
Ben aklımı gözlerine takmışım
Çocukların bir masala kandığı gibi
Ben de senin sözlerine kanmışım
Güneşin yeryüzünü yaktığı gibi
Ben de senin gözlerinde yanmışım
Gel bulut ol, yağ da biraz ıslandır
Al başımı dizlerine yaslandır
Delirmişim sev de beni uslandır
Ben aklımı gözlerine takmışım
Geceme ay, gündüzüme biraz güneş sal
Gururunla yaşam olur sen hep böyle kal
Sermayem sevgimdir canım, onu da sen al
Ben de seni şu yüreğime salmışım
Ben aklımı gözlerine takmışım…
Türkü Dostları
Ahmet kaya
Ahmet Kaya (Doğumu: 28 Ekim 1957; Malatya – Ölümü: 16 Kasım 2000; Paris), Türkiye’de 1980 ve 1990′larda çıkardığı albümler ve verdiği konserlerle tanınmış, anne tarafından Türk, baba tarafından Kürt kökenli şarkıcı ve besteci.
Hayatı
1957 yılında Malatyalı bir ailenin beşinci çocuğu olarak doğdu. Babası Sümerbank mensucat fabrikasında çalışan bir işçiydi. İlkokulu Malatya’da okudu. Müzikle altı yaşında babasının hediye ettiği bağlama ile tanıştı. Okuldan geri kalan zamanlarında plak ve kaset satan bir dükkânda çalışmaya başladı. Ailesinin geçim sıkıntısı çekmesi nedeniyle 1972′de İstanbul Kocamustafapaşa’ya göç ettiler ve okulu bırakmak zorunda kaldı.
İşportacılık ve çeşitli işyerlerinde çıraklık yaptı. Bu dönemde küçük bir yerleşim yerinden büyük bir şehre taşınmanın ve alışmanın sıkıntılarını yaşadı. Bu sıkıntılarını bir belgeselde şöyle dile getirdi:
« Onlarla konuşmuyordum çünkü onlarla konuşamıyordum. Giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. Mesela terziye gidip, onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. Terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. Bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki: ‘Biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep…’ Bana dedi ki: ‘Rica ederim.’ Öyle bir ağrıma gitti ki: ‘Ben de sana rica ederim,’ dedim.. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zannettim.»
Onaltı yaşında yasadışı afiş basmaktan hapse atıldı.
Daha sonra birkaç arkadaşıyla birlikte Halk Birimleri Derneği’nin çalışmalarına katıldı. Bu çalışmaları sırasında çeşitli etkinliklerde bağlama çalmaya devam etti. Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan bir etkinlikte Ruhi Su ile tanışma fırsatı buldu ve Mahsus Mahal isimli Ruhi Su türküsünü söyledi. 1978 yılında Gelibolu’da askerlik yaptı, bu arada askeri orkestrada müzik çalışmalarına devam etti. Askerlik dönüşü Emine Kaya ile evlendi ve 1982 yılında kızları Çiğdem doğdu.
İlk profesyonel çalışmaları
İşsizlik ve parasızlık sebebiyle ekonomik zorluklar çeker. Bu sırada eşi kendisinden ayrılır. Bu ekonomik sorunlarından kurtulmak umuduyla kendi deyimiyle “sistemin tersine hareket” ederek hapse girmeye çalışır.
Nihayetinde uzun uğraşılar sonucu çıkardığı Ağlama Bebeğim albümünü 1985 yılında yayımlar. İstanbul Şan Tiyatrosu’nda küçük bir konser verir. Yayımlandığı yıl albüm toplatılır fakat daha sonra sansürü kaldırılır. 1985′te ikinci albümü Acılara Tutunmak için birinci albümde olduğu gibi Değişim Stüdyosu’yla anlaşır. Stüdyonun sahibi, o sıralarda Metris Askeri Cezaevi’nde olan Selda Bağcan’ın kardeşidir. Cezaevinde tanıştığı Gülten Hayaloğlu ile Ahmet Kaya’nın tanışmasına aracılık eder.
Albüm yayımlandıktan sonra evlenirler. Gülten Hayaloğlu hapishanede idam cezasına mahkûm olan Nevzat Çelik’in Şafak Türküsü şiirini Ahmet Kaya’ya iletir. Böylelikle geniş kitlelerce tanınması sağlanan albüm, 1985 yılında yapılıp 1986′da piyasaya çıkan Şafak Türküsü olur. Bu albümde aranjör Oğuz Abadan’la çalışır ve hemen hemen tüm besteleri kendisi yapar. Aynı yıl An Gelir albümünü yayınlar. 1987 yılında kızı Melis doğar.
Yusuf Hayaloğlu ile tanışma
Gülten Hayaloğlu ile evlendikten sonra kardeşi Yusuf Hayaloğlu ve şiirleriyle tanışır. Sözlerinin çoğunluğunun Yusuf Hayaloğlu’na ait olduğu Yorgun Demokrat adlı albümü 1987 yılında yayımlanır. 1988 yılında sadece iki şarkının söz yazarlığını Hayaloğlu’nun yaptığı ve diğer sözlerin tanınmış şairlerin şiirlerinden oluşan Başkaldırıyorum albümü çıkar. Ardından 1989 yılında sadece bağlama ve vokalin oluşturduğu konserlerinden bir derleme olan Resitaller-1 yayımlanır. Aynı yıl Osman İşmen’in düzenlemesiyle, sözlerinin büyük çoğunluğunu Hayaloğlu’nun yazdığı İyimser Bir Gül albümü çıkar. 1990 yılında Resitaller-1′in devamı niteliğinde olan Resitaller-2 albümü yayımlanır. Aynı yılın Ekim ayında çeşitli şairlerin şiirlerinden oluşan Sevgi Duvarı isimli albümünü çıkartır.
Şarkılarım Dağlara albümü basılan 2.800.000 bandrolle rekor kırmıştır.
Bu albümde yer alan Özgür Çağrı isimli şarkıda geçen Abin bir gün dağdan döner, sarılırsın yavrucağım gibi sözler nedeniyle albümü toplatılır, konser vermesi yasaklanır.
1990 yılında Tatar Ramazan ve 1992 yılında Tatar Ramazan Sürgünde filmlerinin müziklerini yaptı. 1994 yılında prodüksiyonunu Gülten Kaya ve Yusuf Hayaloğlu’nun yaptığı, Kanal D’de yayınlanan Ahmet Abi’nin Vapuru programını yapar. Bu program sadece 13 hafta sürer. Bu programa Nihat Akgün’ün katılması ve JET-PA’nın sponsorluğunu yapması büyük eleştiriler alır.
Müzikal tarzı
İlk dönem albümlerinde genel olarak bağlamaya ağırlık verdi. Ahmet kayanın tarzı pop, Türk halk müziği ve arabesk kategorilerine tam olarak dahil edilemediği için özgün müzik denilmeye başlandı.
Kendisi müzik tarzının devrimci arabesk veya protest olarak tanımlanmasına karşı çıktı.
Sözlerini kendisinin yazdığı bestelerle beraber, Attilâ İlhan, Can Yücel,Nevzat Çelik, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Ahmed Arif gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de bestelemiştir. Genellikle şarkılarında toplumsal meseleler işlenir. Toplam yirmiiki albümünde sadece bir Kürtçe şarkısı (Karwan) vardır ve bir tane de Kürtçe açılış bulunur.
Boğaziçi Üniversitesi’nde Ruhi Su ile tanışıp Mahsus Mahal isimli türküyü çaldığı zaman, Ruhi Su bağlamanın bu şekilde, at teper gibi çalınmayacağını söyler. Yıllar sonra Ahmet Kaya bir konserinde bağlama çalarken bu olaya nüktedan bir gönderme yaparak “Bağlama böyle de çalınır,” der.
Hakkındaki suçlamalar
Müzik kariyeri boyunca bölücülük yaptığı iddialarıyla birçok albümü toplatıldı ve konserleri iptal edildi. 10 Şubat 1999′da Magazin Gazetecileri Derneği’nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı ve ödül konuşmasında: “Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayımlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayımlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum.” dedi. Bunun sözleri üzerine davetlilerin bir kısmı tepki gösterip, küfür etmeye ve kendisine çeşitli eşyalar fırlatmaya başladılar.
Ahmet Kaya, MGD görevlileri tarafından kongre salonundan olağan koşullarda dışarıya çıkartıldı.
Bu olayın hemen sonrasında Ahmet Kaya’nın 1993 yılında Berlin’de Kürt İşadamları Derneği’nin düzenlediği bir gecede verdiği konsere ilişkin fotoğrafların Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanması üzerine “Bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde toplam 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı.
Haziran 1999′da Türkiye’den ayrıldı. Yargılamaların sonucunda gıyabında toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.
Daha sonra bu görüntülerin düzmece olduğu belirlendi.
1999 yılında Münih’de PKK yanlıları tarafından düzenlenen konserde ‘‘Arabamı o şerefsizlerin memleketinde bıraktım’’ dediğini iddia eden Hürriyet Gazetesi haberi için hakkında DGM tarafından bir kez daha soruşturma başlatıldı.
9 Şubat 2000 yılında Zaman Gazetesi’ne yaptığı röportajda “Ben 3 tane şerefsizin yüzünden ülkemde arabama bile binemedim dedim” diyerek yalanladı.
1999′da Almanya’nın Münih şehrindeki Barış, Demokrasi ve Özgürlük Festivali isimli organizasyonda söylediği ve içinde “Kürdüz Ölene Kadar, Vallahi biz dostu özledik, Kürdüz sonuna kadar, Vallahi Apo’yu özledik” sözleri geçen şarkısı nedeniyle eleştirildi. Daha sonraları Gülten Kaya yaptığı bir açıklamada Ahmet Kaya’nın Apo’nun PKK mensuplarına yaptığı silah bırakma çağrısı üzerine bu şarkıyı yaptığını söyledi.
1999 Mart ayında Ordu Valiliği, Ahmet Kaya’nın kasetlerinin kentte satılmasını ve bulundurulmasını yasakladı.
Ahmet Kaya, yasal suçlamaların yanı sıra çeşitli kesimlerce lüks içinde yaşarken yoksulluk edebiyatı yapmakla suçlandı.
Bu eleştirilerle ilgili olarak yöneltilen bir soruya şu şekilde yanıt verdi:
“ Benim hiç ‘Mercedes’im olmadı. Şimdiki arabam ‘Mercedes’den daha pahalı, cip olduğu için gözüne batmıyor insanların. Salaklaşmamak lazım bunlar önemli şeyler, yani… Biz insanların yoksulluğunu savunmadık, bizler yaşamımız boyunca insanların zenginliğini savunduk… Yani ben cipe binsem ‘Mercedes’e binsem bunlar önemli şeyler midir? Ben tarihin yüklediği misyonu yerine getiriyor muyum, bu önemli… Tam 30 sene aç yaşadım bu ülkede, 30 yıl boyunca. Bütün lokantaların kenarlarına gidip, o lahmacunların nasıl çıktığına baktım. Artık ben bu saatten sonra bunu yerim ve kimse bunu engelleyemez… ”
Ölümü
Ahmet Kaya’nın Père Lachaise Mezarlığı’ndaki kabri, Paris.
Ahmet Kaya, 2000 yılında Hoşçakalın Gözüm isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris’in Porte de Versailles semtindeki evinde bir gece kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Bu albümde Karwan isimli şarkıyı seslendirdi.
Cenaze merasimi Paris Kürt Enstitüsü’nde yapıldı.
Ölümünden sonra, 2002 yılında Ahmet Kaya’nın şarkılarını 20 ünlü sanatçının söylediği Dinle Sevgili Ülkem isimli bir albüm yapılmış , Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde duyurduğu Kürtçe Karwan (Kervan) parçasının ve klibinin de bulunduğu Hoşçakalın Gözüm, Biraz da Sen Ağla albümü yayımlandı. Père-Lachaise mezarlığı bulunan mezarı 2003 yılında tekrar düzenlendi. Mezar ağırlığının yaklaşık 3,5 ton olduğu söylenmektedir. Üzerine kardelen motifleri, enstrümanlar, Kastamonu yazması, İstanbul silueti, şarkı sözleri ve büstünün bulunduğu bir mezardır.
Kalsın Benim Davam. ve Gözlerim Bin Yaşında (Aralık 2006) adlarında dört albümü daha yayınlanmıştır.
4 Eylül 2007′de, Türkiye’de kendi ismine açılan tek yer olan, Ahmet Kaya Halk Evi Batman’da açıldı.
2009 yılında AKP hükümetince mezarının Paris’ten Türkiye’ye taşınması konusunda fikirler ortaya atıldı.
Ahmet Kaya’nın kabri halen Paris’in Père Lachaise Mezarlığı’nda yer almaktadır.
Diskografi
Ana madde: Ahmet Kaya diskografisi
1984: Ya Rıza Şimdi
1985: Ağlama Bebeğim
1985: Acılara Tutunmak
1986: An Gelir
1986: Şafak Türküsü
1987: Yorgun Demokrat
1988: Başkaldırıyorum
1989: Resitaller-1
1989: İyimser Bir Gül
1990: Resitaller-2
1990: Sevgi Duvarı
1991: Başım Belada
1992: Dokunma Yanarsın
1993: Tedirgin
1994: Koçero (Selda Bağcan ile)
1994: Şarkılarım Dağlara
1995: Beni Bul
1996: Yıldızlar ve Yakamoz
1998: Dosta Düşmana Karşı
2001: Hoşçakalın Gözüm
Ölümünden Sonra Yayınlanan Albümler
2001: Hoşçakalın Gözüm
2002: Dinle Sevgili Ülkem
2003: Biraz da Sen Ağla
2005: Kalsın Benim Davam
2006: Gözlerim Bin Yaşında
2010: Ülkemde Son Turnem
Kitapları
Ahmet Kaya resimli biyografi kitabı- Yağmurlu Ülkenin Sürgün Konuğu (Gam Yayınları)
Ferzende Kaya – Başım Belada (Gam Yayınları)
Ferzende Kaya – Serê min Ketiye Belayê (Kürtçe), Weşanên Gam / Gam Yayınları, İstanbul, Mayıs 2003. ISBN 975-98900-1-1
Ahmet Kaya şarkılarının nota ve gitar akorları – Ahmet Kaya Nota Kitabı 1 (Gam Yayınları)
Ahmet Kaya şarkılarının nota ve gitar akorları – Ahmet Kaya Nota Kitabı 2 (Gam Yayınları) ISBN 975-98900-3-8
Ahmet Kaya şarkılarının nota ve gitar akorları – Ahmet Kaya Nota Kitabı 3 (Gam Yayınları)
Ahmet Kaya şarkılarının nota ve gitar akorları – Ahmet Kaya Nota Kitabı 4 (Gam Yayınları)
Türkü Dostları
Özcan Türe
ÖZCAN TÜRE, 1973 İstanbul doğumlu; ama aslında Erzurum Aşkaleli.Evli ve iki çocuk babası. Dokuz yaşında sazla,sözle,davulla,zurnayla tanıştığını söylüyor.Büyük üstadları kendisine örnek alarak ve onları dinleyerek,sabırla çalışarak,türküleri yüreğinin derinliklerine katarak bir aşk gibi benimsediğini söylüyor.
ÖZCAN TÜRE’nin bu yolda etkilendiği büyük üstadlar ise;ARİF SAĞ,MUSA EROĞLU,DAVUT SULARİ,ALİ EKBER ÇİÇEK,ERDAL ERZİNCAN gibi büyük ustalar olmuş.
ÖZCAN TÜRE için türkü demek bağlamanın sesi demek “DOĞRU YAŞAMAK DEMEK,HAYATA DOĞRU BAKMAK DEMEK” yani kısacası HALKIN DUYGULARI demek.ÖZCAN TÜRE asıl sanat hayatına askerden sonra başlamış.Askerden önce ise çok fazla saz çalıp türkü söylememiş.Daha çok askerden döndükten sonra profesyonel anlamda saz çalıp türkü söylemeye başlamış ve bu mesleği kendisine iş edinmiş.Hatta o dönemlerde ailesine yük olmayıp düğün salonlarında saz çalarak harçlığını kazanmaya başlamış.
ÖZCAN TÜRE’ye ilk bağlamasını 1989 senesinde saygı değer babası almış.Ve ÖZCAN TÜRE bu bağlamasını kaybetmiş.Ondan sonra ki bağlamasını ise kendi alın teriyle kendi kazancıyla çalışarak 1990 senesinde 6.5 milyona yaptırmış.Daha o zamanlar ÖZCAN TÜRE 17 yaşındaymış.Hatta o bağlamanın parasını bile 50 bin lira 50 bin lira 100 bin lira 100 bin lira vererek ödemeye çalışmış.Bağlamanın 5 milyonunu vermiş ve son 1.5 milyonu eksik kalmış.Ve o gün onun için çok önemli olan bi konsere gitmesi gerekiyormuş.Cebinde de parası olmadığı için İstanbul’da taa MUSTAFA KEMAL’den Ümraniye’ye kadar yürüyerek gitmiş.Ve bağlamasını yapan Bekir ustaya durumu izah etmiş.Bekir usta da bu durumu büyük bir saygıyla karşılayarak “AL KARAOĞLAN”diyerek bağlamayı ÖZCAN TÜRE’ye teslim etmiş.Hatta o günden bugüne ÖZCAN TÜRE’nin ilk alın teri el emeği olduğu için o bağlama ÖZCAN TÜRE için çok önemlidir ve halen de evinde saklanmaktadır.
ÖZCAN TÜRE sanat yaşamında bağlamadan başka zurna ve ney gibi üflemeli çalgılarda çalmaktadır.ÖZCAN TÜRE sanat yaşamından öncede alnının teriyle inşaatlarda,konfeksiyonlarda,yağlı boya dekorasyonlarında da çalışarak kendi ayakları üzerinde durmuş.ÖZCAN TÜRE’nin gerçek anlamda sanat yaşamı bir vesile gerekçesiyle gerçekleşmiş.1999 yılında türkü üstadlarından İsmail Özden,ÖZCAN TÜRE’yi dinlemeye gitmiş.Ve ÖZCAN TÜRE’nin sesini ve yorumunu çok beğenmiş ve bu vesileyle dostlukları başlamış.
O sıralarda İsmail Özden’in aklında bir “MUHABBET ALBÜMÜ” fikri yatmaktaymış.Ve birgün ÖZCAN TÜRE’ye bu teklif sunulmuş.Tabiki ÖZCAN TÜRE içinde böyle bir başlangıç yapmak çok önemliymiş ve teklifi kabul etmiş.Ve halkla ilk buluşması ve ilk profesyonel anlamda çalışması böyle gerçekleşmiş.Daha sonra ÖZCAN TÜRE bu albümde ki başarısıyla dikkat çekmiş ve 2004 yılında solo albümü olan ve yol göstericiliğini ARİF SAĞ’ın yaptığı,müzik yönetmenliğini ise bir bağlama virtüözü olan ERDAL ERZİNCAN’ın yaptığı”SÜRGÜN SEVDAM”albümü ile türkü sevenlere ve türkü dostlarına yürek dolusu sevgisi,saygısı,anadolu efendiliği,türküleri yüreğinden okşamasıyla bütün türkü dostlarına MERHABA dedi…
Türkü Dostları
Mehmet avni özbek
1945 yılında Şanlıurfa’da doğdu. İlk ve orta tahsilini burada tamamladıktan sonra, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girerek Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Aynı yıllar, İstanbul Belediye Konservatuarının Türk Müziği Nazariyatı Bölümü’ne de devam eden Özbek, 1966 yılında TRT kurumunun açmış olduğu sınavı kazandı ve İstanbul Radyosu’nda Türk Halk Müziği Stajyer Sanatçı, 1969 yılından sonra da sanatçısı olarak çalışmalarını sürdürdü. 1977 yılında aynı radyonun Türk Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürlüğü, 1982 yılında da TRT Müzik Dairesi Türk Halk Müziği ve Oyunları Müdürlüğü görevlerine atandı. 1983-1995 yılları arasında Hacettepe Üniversite Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Halk Bilimi Anabilim Dalında Türk Halk Müziği dersleri verdi. 1996 yılından beri Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Bilim Kurulu Üyesi ve Müzik Perde ve Sahne Sanatları Kolu Başkanı olan Mehmet Özbek, Haziran 1986 tarihinden beri kuruluşunu gerçekleştirdiği Kültür Bakanlığı Ankara Devlet Türk Halk Müziği Korosu’nun şefi olarak görevini sürdürmektedir.
Sanatçı Kişiliği ve Hizmetleri
1966 yılından başlayarak profesyonelce Türk Halk Müziği ses sanatçısı olarak hizmet vermekte olan Mehmet Özbek 22 Mart 1974 günü İstanbul Şan Konser salonunda verdiği iki buçuk saatlik resitalle Türkiye’ de ilk defa uzun havalarıyla ve kırık havalarıyla zengin bir tür olan Türk Halk Müziği’yle de bir solist konseri verilebileceğini örnekledi. 22 Mart 1982′de aynı yerde yaptığı ikinci resital ise daha büyük ilgi gördü ve iki akşam tekrarlandı.
1977-1986 yılları arasında TRT Türk Halk Müziği Denetleme ve Repertuar Kurullarında da görev yapan Özbek, Anadolu’ da birçok yörenin, yurtdışında ise başta Kerkük olmak üzere, Irak, Azerbaycan, Yugoslavya ve Bulgaristan Türklerinin halk ezgilerini derledi. Sözlü ve sözsüz olmak üzere bunların 300 kadarını TRT repertuarına kazandırdı. TRT kurumunda bulunduğu dönemlerde radyoda hazırladığı: ”Aşıklık Geleneği”, ”Türk Halk Çalgıları” (Bu programla TRT Genel Müdürlüğü’nden Takdirname aldı), ”Türküler ne der”, ”Türkülerin dünü bugünü”; televizyonda hazırladığı: ”Yurdun Sesi” programıyla o güne kadar radyo bünyesinde kullanılmayan Tar, Kaval, Zurna, Tulum gibi çalgıları ilk defa bir orkestra disiplini içinde kullanarak Türk Halk Müziğinin çalgı ve repertuar bakımından temel değerlerini ortaya koyup alışılagelmişin dışında yaptığı icralarla bu müziğin zenginliğini ve evrenselleşmeye açık olduğunu vurguladı. ”Elimizden obamızdan’;, ”Kervan” adlı programlarla yine o güne kadar yabancısı bulunduğumuz, Kazak, Kırgız, Özbek ve Türkmenlerin oyun ve müziklerinden örnekler vererek Türk dünyasının genişliğini ve bu alan içindeki kültür birliğini vurgulamaya çalıştı.
Başta Japonya, Suudi Arabistan, Yugoslavya, Irak, Federal Almanya olmak üzere yurt dışında ve yurt içinde konserler vererek Türk Halk Müziği’ni tanıttı. Japonya’nın en büyük kültür kurumu olan MİN-ON’un davetlisi olarak 1980 yılında gittiği Japonya’nın 10 şehrinde, Prof. Koizumi yönetiminde Arif Sağ ve Ümit Tokcan’la verdikleri açıklamalı konserlerle Türk halk müziğinin zengin ve orijinal değerlerini tanıttı. (Konserlerin bazı ezgileri Sony şirketi tarafından plak haline getirildi) Yaptığı basın toplantısıyla Türkleri ve onların kültürlerinin tanıtılmasını ve sevilmesini sağladı. 1987 yılında Babil Festivali’nde gerek yönettiği koro, gerekse yaptığı solo dinleyicilerde büyük ilgi ve heyecan yarattı. Arap ve Türkmen gazeteleri kendisinden ve korosundan büyük bir övgüyle bahsetti. Bağdat televizyonu 90 dakikalık programı olduğu gibi yayınladı.
Derlediği bazı türküler :
Deryalar-Rumeli
Evlerinin Önü Yoldur Yolaktır-Şanlıurfa
İki Dağın Arasında Kalmışam-Şanlıurfa
Pınar Baştan Bulanır (Rinna Yarim)-Çanakkale
Portakal Dilim Dilim-Şanlıurfa
Şu Mübarek Günde Küsmek Olur Mu?-Çorum
Türkü Dostları
Halil Atılgan
1946 yılında Adana’nın Karaisalı ilçesinin İncirgediği köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Düziçi İlköğretmen Okuluna girdi. 1964-1965 ders yılında Düziçi İlköğretmen Okulundan mezun oldu. Çeşitli illerde öğretmenlik, Halk Eğitimi Merkezi Müdür, Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1973-1975 yılında Çukurova Radyosunun açmış olduğu saz sanatçılığı sınavlarını kazandı. 1984 de Çukurova Üniversitesine Müzik Uzmanı olarak atandı. Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümünde Halk Müziği ve Bağlama Dersleri Öğretim Görevlisi, Kültür Sanat Merkezi Müdürlüğü yaptı. 1990 yılında Kültür Bakanlığı Şanlı Urfa Devlet Türk Halk Müziği Korosuna Kurucu Şef olarak atandı. 1993 yılında Ankara’ya alınan Dr. Atılgan koro şefliğinin yanında Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğünde (HAGEM) müzik danışmanlığı, repertuvar kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu. Zaman içerisinde Eğitim Enstitüsünün müzik bölümünü, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi.
Adana Valiliği adına yaptığı Geçmişten Günümüze Çukurova Türküleri kaset setinde yörenin özellikli türkülerini beş kasette toplayarak Türk kültür tarihinde ilk defa bir ilki gerçekleştirdi. Değişik illerde çeşitli görevlerde bulunan Dr. Atılgan; İçel, Yozgat, Adana, Gaziantep, Kıbrıs, Antakya, Bodrum, Fethiye, Muğla, Niğde, Tarsus, Şanlıurfa, Mersin illerinde folklor araştırmaları, Türk Halk Müziği derlemeleri yaptı. Derlediği türküleri; TRT, TV ve kendi kitaplarında, folklorla ilgili araştırmalarını; Sivas Folkloru, Türk Folkloru, Anadolu Folkloru, Erciyes, Karaisalı, Güneyde Kültür, İçel Kültürü, Ozan, Türkiye İş Bankası Kültür ve Sanat, Tarla, Güney Su, Folklor ve Edebiyat, Ana yurttan Ata Yurda Türk Dünyası, Ceyhan, Çağrı, Maki, Harran, TÜRKSOY, Size dergilerin de, Karaisalı Gazetesinde yayımladı.
TRT Çukurova Radyosunda yapımı gerçekleşen Dilde Telde Çukurova, Dadaloğlu Karacaoğlan Yurdundan, Yöremiz Folklorundan programlarının yapılmasında çeşitli katkılar sağlayarak, folklor ve halk müziği konularında konuşmalar yaptı. Üniversitelerde müzikle ilgili konferanslar verdi. TRT, özel televizyon ve radyolara Dilde Telde Anadolu, Ezgi Kervanı, Sanatçı Politikacılar, Kültür Kürsüsü, Anadolu’nun Dili programları hazırlayıp sundu.
Yaklaşık 500′e yakın Türk Halk Ezgisini derleyen, notaya alan Atılgan, bu ezgileri TRT’nin çeşitli programlarında çaldı okudu. Çoğunluğunu Çukurova türkülerinin oluşturduğu yaklaşık 100′e yakın halk ezgisini de TRT repertuvarına kazandırdı. Çalıştırdığı amatör ve profesyonel halk müziği korolarıyla yurdun çeşitli bölgelerinde konserler veren Halil Atılgan millî ve milletlerarası folklor, müzik, halk edebiyatı ve halk oyunları dalında kongre, sempozyum ve seminerlere katılarak 50′ye yakın bildiri sundu. Türk Kültürüne hizmetlerinden ötürü 3 Ocak 2004 yılında da Azerbaycan Vektör İlimler Merkezi tarafından doktora verildi.
MESAM- İLESAM- Türk Folklor Araştırmaları Kurumu-Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan Dr. Halil Atılgan şiirlerden ve türkülerden hareket ederek sahneye koyduğu Kurtuluş Savaşımız, Türkülerin Dili, Türkülerde Ana mizansenli programlarıyla halk müziği konserlerine değişik bir sunuş kazandırdı. Halk müziği müzikali olarak değerlendirebileceğimiz bu programları, şefliğini yaptığı Şanlıurfa Devlet Türk Halk Müziği ve Çukurova Üniversitesi Türk Halk Müziği Korosuyla uygulamaya koydu. Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenen halk oyunları ve halk müziği yarışmaları yönetmeliklerinin hazırlanmasında çeşitli katkılar sağlayarak danışma kurulu üyeliğinde de bulunan Atılgan, Hâlen Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Devlet Türk Halk Müziği Korosu Şefi olarak görevini sürdürmektedir.
BAZI DERLEMELERİ
Duydunuz mu Gedikli
Asker Oldum Giydim Yelek
Yandı Çukurova Yandı
Mürşidine Sahip Olan Bir Kişi
Boşa Gezdim Bu Âlemi
Hab-ı Gafletten Uyanıp
Adana Köprü Başı
Ekinler Biter Oldu
Aşk Yoluna Can Feda Kılanlar
Şu Giden Kimin Kızı
Eşme Kaya
YAYIMLANMIŞ KİTAPLARI
1- Burası Mersin : Mersin Halk Eğitimi Merkezi Yayınları Mersin 1983.
2- Âşık Ferrahî Hayatı, Şiirleri, Türküleri: Çukurova Üniversitesi Yayınları, Adana 1987.
3- İskenderun: İskenderun Belediyesi Yayınları, Çukurova Üniversitesi Basım Evi, Adana 1988.
4- Âşık Dertli Kâzım (1) : Metin Ofset, Adana 1990.
5- Kısaslı Âşıklar : Özdal Basım Yayın Tic. Ltd. Şti., Şanlı Urfa 1992.
6- Neden Arabesk : Antakya Kültür Eğitim Tesisleri Yayınları, Antakya 1993.
7- Âşık Dertli Kâzım (2) : Adana Valiliği Yayınları, Metin Ofset, Adana 1995.
8- Ceyhanlı Âşık Ferrahi : Kültür Bakanlığı HAGEM Yayınları, Ankara 1999.
9- Âşık Dertli Kâzım (3) : Adana Valiliği Yayınları, Fersa Matbaacılık Ltd. Şti. Ankara 1998.
10- Çukurova Türküleri / 1 : Adana Valiliği Yayınları, Burcu Ofset, Ankara1998.
11- Malatya Musiki Folkloru : Malatya Belediyesi Yayınları,Cem Veb Ofset Ankara 1999.
12- Abdülvahap Kocaman Hayatı Sanatı şiirleri: Adana Valiliği Yayınları, Adana Ofset, Adana 1999.
13- Adana Valiliği :Geçmişten Günümüze Çukurova Türküleri Kaset seti (5 kaset )1999.
14- Harran’da Bir Türkmen Köyü Kısas: Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2001.
15- Âşık Dertli Kâzım ( 4 ) : BRC Basım Ltd. Şti, Ankara 2002.
16- Geçmişten Günümüze Niğde Halk Müziği : Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Bşk. Yayınları, Ankara. 2003.
17- Kurtuluş Savaşında Kahraman Çukurovalılar: Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Bşk. Yayımları, 2002.
18- Murtçu Folkloru : Karaisalı Kaymakamlığı Yayımları, Ankara 2002.
19- Türkülerin İsyanı : Akçağ Yayınları Ankara 2003.
20- Adana Valiliği adına : Çukurova Türküleri CD seti (5 CD) 2004.
21- Âşık Dertli Kazım –V: Ulusoy LTD. ŞTİ Ankara 2006.
Türkü Dostları
Türkülerin üstadı Aşık veysel..
Aşık veysel şatıroğlu
Veysel Şatıroğlu veya bilinen adıyla Aşık Veysel (doğumu 25 Ekim 1894, Şarkışla, Sivas – ölümü. 21 Mart 1973), Türk halk ozanı. Avşar boyunun Şatırlı obasına mensuptur.
Sivas ili Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Aşık Veysel, 7 yaşında geçirdiği çiçek hastalığı sonucunda iki gözünü kaybetti. Babasının, Aşık Veysel’e oyalanması için aldığı sazla önce başka ozanların türkülerini çalmaya başladı.1933 yılında tanıştığı Ahmet Kutsi Tecer’in teşvikleriyle kendi sözlerini yazıp söylemeye başladı.
Aşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Aşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yaptı. 1965 yılında özel kanunla maaş bağlandı. 1970′li yıllarda Hümeyra, Fikret Kızılok, Esin Afşar gibi bazı müzisyenler Aşık Veysel’in deyişlerini düzenleyerek yaygınlaşmasını sağladı. Şarkışla’da her yıl adına şenlikler yapılır.
Eserlerinde Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Yöntemi gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içeydi. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de vardır. Şiirleri, Deyişler (1944) , Sazımdan Sesler (1950) , Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimli kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.
Türkülerinden bazıları;
Uzun ince bir yoldayım
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece
Uykuda dahi yürüyom
Kalmaya sebep arıyom
Gidenleri hep görüyom
Gidiyorum gündüz gece
Kırk dokuz yıl bu yollarda
Ovada dağda çöllerde
Düşmüşem gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece
Düşünülürse derince
Irak görünür görünce
Yol bir dakka miktarınca
Gidiyorum gündüz gece
Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece
Kara toprak
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Beyhude dolandım (ey yar) boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır
Nice güzellere (ey yar) bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne faydalandım
Her türlü isteğim (ey yar) topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır
Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Gine beni karşıladı gülinen
Benim sadık yarim kara topraktır
İşkence yaptıkça (ey yar) bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yarim kara topraktır
Havaya bakarsam (ey yar) hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır
Bütün kusurlarım (ey yar) toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sadık yarim kara topraktır
Adem’den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yetirdi
Hergün beni tepesinde götürdü
Benim sadık yarim kara topraktır
Dileğin var ise Allah’tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan
Benim sadık yarim kara topraktır
Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul Allah’ a
Hak’kın hazinesi gizli toprakta
Benim sadık yarim kara topraktır
Her kim ki Olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel’i (ey yar) bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır
Türkü Dostları
Fikret kızılok
1946 yılında İstanbul’da doğdu. Müziğe 1954 yılında Galatasaray Lisesi İlkokul Bölümünde eğitimini sürdürürken akordiyon çalarak başladı. Kırmızı renkli bu ilk enstrümanı ile aynı yıl Taksim Belediye Gazinosunda okul arkadaşları ile birlikte ilk konserini verdi. Konserde çaldıkları “Tamzara” Kızılok’un ilk konser hiti oldu. 1960 yılında aynı okulun lise bölümüne başlayan Kızılok aynı yıl gitara geçiş yaptı. 1963-65 yıllarında Cahit Oben 4 ile çalıştı.Bu dönemde grup ile biri Altın Mikrofon yapımı olmak üzere üç 45lik plak yaptı. İlk bestelerinden biri olan Hereke’yi Cahit Oben Diskofon plaklarına okudu. Oben ile çalıştığı dönemde plaklara yansımasa da Füsun Önal grubun bir başka solisti idi. 1965-66 Veliahtlar adlı grubunu kuran Kızılok bu grup ile 1966 yılında ilk ve son solo EPsini kaydetti. İlk plağında ise tek başına çaldı ve söyledi. 1967-68 döneminde Dişçilik Fakültesine girişiyle birlikte müzik kariyerini bir süre askıya aldı. 1969 yılında ise kısa bir dönem Kaygısızlara katılarak Barış Manço’ya eşlik etti. Bu dönemde Kızılok’un katıldığı bir sessionda önceden kendisinin kaydettiği Ay Osman şarkısını bu kez Manço banda okudu. Bu bant 1971 yılında Manço’nun izni alınmaksızın yayınlandı. 1969 yılında çıktığı bir gezide yolu Sivas’a düştü ve Aşık Veysel ile tanıştı. Bu tanışma sazı eline almasıyla sonuçlandı.(Veysel’n ölümünde sazını kırıncaya kadar). Fikret Kızılok, ismini ilk duyurduğu 45′lik olan Uzun İnce Bir Yoldayım-Benim Aşkım Beni Geçti ile aynı dönemde Esin Afşar ve Hümeyra’nın oluşturduğu kadın folkçular cephesine, kalıcı olacağını hissettiren bir erkek figür olarak girdi. Beat gitaristliğinden saza evrilme, bu plaktan sonra hazırladığı Yumma Gözün Kör Gibi ile daha radikal bir çıkış şeklinde kendini gösterdi. Anadolunun doğal müziğine dönme güdüsü, bu plakta perküsyon olarak çakıl taşlarının kullanılması ile somutlaştı. Köklere dönme güdüsü ile başta daha az enstrümanla yalın bir duruş oluşturan Kızılok folktan giderek anadolu rock’a( Bacın Önde Ben Arkada) daha sonra da progresif rock’a (Aşkın Olmadığı Yerde) uzanan bir çizgiyi takip etti. Popüler müzik şarkıcısı olarak kariyerine 1976 yılında Biz Yanarız-Sen Bir Ceylan Olsan plağı ile son veren Kızılok; 1986 yılına kadar yayınlanmayacak olan Bülent Ecevit’in Türk Yunan Dostluk Şarkısını besteleyerek politik müzik yapacağını açıkladı. 1977 yılında ise 70′lerin başında gerçekleştirdiği müzik concrete denemelerini Not Defterimden adı ile Hey plaktan yayınlattı. Varşova’da 3 ödül kazanmasının ötesinde Türkiye’nin ilk elektronik müzik uzunçaları olma özelliği taşıyan bu plak satılmadı ve Kızılok altın bileziği olan diş hekimliğine döndü. 1983 yılında müziğe döndüğünde ise şarkı yazarlığı vasfının en kristalize olmuş formu olan Zaman Zaman longplayini yayınladı.Bu plakta çoğunlukla söz ve müziği ile kendine ait olan çalışmalarla anadolu pop bağlamının dışında yerli besteciliğin nasıl yapılabileceğini gösterdi. Böylelikle karşı olduğunu belirttiği Gencebay serbest çalışmalarının ticari baskılardan arındırılmış bir formu Zaman Zaman’da ete kemiğe büründü. Öyle ki albümde yer alan Sevda Çiçeği ile Gencebay’ın Tanrıya Feryat şarkısının birbirine benzerliği iki sanatçı arasında polemik unsuru oldu. Düğümü çözen ise Kızılok’un şarkının bir bektaşi nefesi olduğu yönündeki açıklaması oldu. 1983 sonrası kendisi gibi profesyonel müzik yaşamından kopmuş olan Bülent Ortaçgil ile Çekirdek Sanat Merkezini kurdu. Ortaçgil ile biri underground olmak üzere yayınladığı iki kasedin yanısıra kurum bünyesinde konser veren müzisyenlerin demolarını da yayınladı. Bu kasetler arasında ilk akla gelenler Şenol Filiz ve Birol Yayla (sonrada Yansımalar adını aldılar) ve Neşat Ruacan, Oğuz Durukan ve Selim Selçuk’un kayıtlarıdır. Ayrıca Türkiye’de bulunan Amerikalı bir blues müzisyeni için yapılmış bir demo kaset de bulunmaktadır. Ayrıca Kızılok ve Ortaçgil’in çocuklar için besteledikleri eserler kaydedilmiş ama TRT’de Cumartesiden Cumartesiye adlı çocuk programı haricinde yayınlamamıştır. Bu kayıtlar arasında yer alan Anlatabilsem Gülay’ın albümünde de yer almıştır. Çekirdek Sanatevi dönemi ne var ki çok uzun sürmedi. Böylelikle hem Kızılok hem de Ortaçgil popüler müzik piyasasına ilkelerini koruyarak döndüler.1990 yılında Kızılok Yana Yana adlı solo albümünü yaptı. Bu albüm politik mizahi rock simülasyonu Why High One Why” ve 80′ler artığı kuşağın romantik hiti “Bu Kalp Seni Unutur Mu?”yu da de bünyesinde barındırıyordu. Öte yandan Kızılok’un olgunluk yaşının damgasını vurduğu “İnişlerim Çıkışlarım” albümün mihenk noktasıydı. 1992′yi devirmek üzereyken Kızılok apar topar yeniden raflarda yerini aldı. Milletvekili seçimine yetiştirilmek için aceleye getirilmiş pek çok güzel şarkının bulduğu Olmuyo Olmuyo yayınlandı. Ancak bu kez gerçekten olmamıştı. Albüm, Olmuyo Olmuyo ve Olanlar Olmuş ve Çekirdek döneminden Entellektüel, Liberal Alaturka ve Ninni gibi politik besteler ile Düşler, Aklımda Sen gibi Kızılok’un içsel yolculuğunun ürünü şarkılarla dengeli bir albüm olabilecekken düdük sesli kötü synthe tınılarıyla heba edilmiş güzel bir proje olarak kaldı. 1995 yılında ise bu kez iki ayrı albüm ile karşımızdaydı Kızılok. Yadigar albümü nasıl kalp kriz geçirmiş, anjiyosunu olmuş bir Kızılok’un içe dönük albümü ise Demirbaş da politik hicivin en haşarı projelerinden biriydi. Deniz Som’un Vaziyetleri ile Fikret Kızılok’un kasedi bir arada piyasaya sürülerek ülkemizin ilk kaset-kitabı oldu. Bu iki albüm özlediğimiz Kızılok tınısını temsil etmesine rağmen yankısını zamanında bulamadı. Sağlık sorunları ve insanların tuhaf halleri Kızılok’un içine kapanmasına; özellikle de Zülfü ile Ajda’ya ayna tuttuğu şarkı ve çıkışlarında bizim “huysuz ihtiyarımız”(Murat Meriç’in deyimiyle)olmasına neden oldu. Bu dönemde halkla ilişkilerini pek sıkı tutmasa da Uğur Mumcu’nun Gözlem köşesinde yayınladığı “Sesleniş” adlı yazısını senfonik şiir haline getirmekten geri durmadı. (Eserin bir bölümünü 1993 yılında Show TV tarafından düzenlenen 25 yıl 25 şarkı adlı gece kapsamında Kızılok’u temsilen Derya Baykal yorumlamıştı.) 1997 yılında ise 28 Şubat’ın kendini hissettirdiği yaz aylarında bir başka senfonik şiir çalışması olan Mustafa Kemal-Bir Devrimcinin Güncesi yayınlandı. Kitapçık ile birlikte piyasaya çıkan bu albümün, ideolojik vurguları bir yana, dramatik yapısıyla gayet güçlü bir Kızılok eserine işaret etmesine rağmen düzenleme anlamında gereğinden fazla sade olması 28 Şubat rüzgarında Atatürk rozeti niyetine tüketilmesine neden oldu. Kızılok’un popüler müzik ile son randevuları yorumcu sıfatıyla değil bestekar vasfıyla oldu. Bu randevulardan ilki MFÖ tarafından seslendirilen “Sakın Gelme”, diğeri ise Sertab Erener tarafından seslendirilen Kumsalda idi. 1984 yılında Çekirdek’te çaldığı Egoist Kumsal (Aklımda Hep Sen Varsın) ile aynı konsepte sahip olup söz ve beste olarak tamamen farklı olan Kumsal’da şarkısının özgün hali 2002 yılında Kızılok’un ölümü sonrası Sony Müzik’in yayınladığı gibi Fransızcadır ve ismi de Plage Egoiste’dir. Kızılok’un dünya macerası, 2001 yılında Emel Büyükburç ile aynı gün içerisinde sona erdi. Yağmurun “Fikret, Fikret” diye yağması için dua eden arkadaşı da Şubat 2004′te onun yanında yerini aldı. Böylece dörtken bir kaldılar ve biz hala yalnızız.
Fikret kızılok albümleri
Dünden Bugüne Fikret Kızılok – Fikret Kızılok – Nisan 2002
Gün Ola Devran Döne 68-71 – Fikret Kızılok – Mayıs 1999
Yadigar – Fikret Kızılok – Ağustos 1995
Not Defterimden – Fikret Kızılok – Mayıs 1993
Yana Yana – Fikret Kızılok – Mayıs 1993
Zaman Zaman – Fikret Kızılok – Mayıs 1993
Olmuyo Olmuyo – Fikret Kızılok – Haziran 1991
Türkü Dostları
Mustafa özarslan kimdir?
1970 Sivas Şarkışla Sarıkaya köyünde doğmuşum. İlk, orta ve Lise öğrenimi Ankara’da, yüksek öğrenimimi Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde tamamladım. 7 yıl devlet memurluğu yaptıktan sonra görevimden istifa ettim. İlkokul dönemlerinden itibaren halk oyunları, okul koroları ve çeşitli derneklerde, halk kültürünün içinde olma fırsatı buldum, ayrıca doğduğum bölge kültürünün (Sivas Şarkışla Emlek yöresi) çok renkliliği ve türküler üzerindeki hakimiyeti bu alanlara yönelmemde etkili oldu. 1994 yılında Oğuz Aksaç ile birlikte müzik çalışmalarına başladık ve birlikte Grup Çığ’ı kurduk. Samimiyetle, doğaçlamayı ve türkülerin aslını bozmadan başka ulusların müzikal formlarını da (Caz, Rock, Blues, vb.) türküler içinde kullanmaya çalıştık. 5 adet Grup Çığ albümünün yanı sıra, Salkım Söğüt 2 ve Salkım Söğüt 3, Muhabbet Türküleri, Şeyda Türküler, ve Dost Kervanı albümlerinde de yer aldım. Ayrıca Selda Bağcan, Yavuz Bingöl, Umuda Ezgi, Nurettin Rençber, Seza Kırgız, Yol Arkadaşları, Abidin, Mehmet Özcan, Tayfun Talipoğlu, Özcan Türe ve Hakan Yeşilyurt gibi birçok sanatçı arkadaşlarımın albümlerinde solo ve vokal olarak destek verdim.
Solo albüm çalışmamı, yönetmenliğine, düzenlemelerine ve sanatçı kişiliğine inandığım Ahmet Özgül ile (Ankara ASC Stüdyosu) yaptım. Sevdalı Turna – Türküler adlı ilk solo albümüm İber Müzik desteği ile gerçekleşti. Albümümde türkücü olmalarının ötesinde özellikle kendileri türkü olabilmiş Sabahat Akkiraz, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Yavuz Top, Zafer Gündoğdu, Erdal Erzincan ve birçok değerli müzisyen arkadaşımın katkıları albümümün en güzel ve en özel yönünü ortaya çıkardı. Beste ve derleme çalışmalarım devam ederken, yaptığım halay derlemeleri birçok sanatçı ve grup tarafından seslendirildi, bu anlamda danışmanlık hizmeti verdiğim de söylenebilir. İkinci solo albümümün çalışmaları bitmek üzere, yeniyılda yeni bir albümle sizlerle buluşacağım. Müzik çalışmalarıma Ankara – Sakarya Caddesi Adres Bar’da her ayın iki Perşembe’sinde on beş günde bir program yaparak devam etmekteyim. Konserler ve televizyon programlarım devam ediyor. Detaylı bilgiye web sitem üzerinden ulaşabilirsiniz…Hepinizi türküler kadar çok seviyorum…
Genel
Sevcan Orhan; Türküleri yaşatmak için paramla türkü albümü çıkarıyorum
Bir dönem TRT’de ‘Tatlı Dile Güler Yüze’ adlı programı sunan Sevcan Orhan, türkücü bir ailenin kızı. Annesi, babası, ağabeyiyle birlikte evlerine gelen misafirlere tatlı ve meyvenin yanında türkü ikram ediyorlar. Genç sanatçı, türkülerimiz ölmesin diye kendi cebinden albüm çıkaracak kadar bu işe sevdalı. İkinci albümüyle de iddialı.
Bir aile hayal edin… Anne, baba, ağabey ve evin küçük kızının sesi billur gibi olsun. Dost meclislerinde hep türküler çalınıp söylensin. O evin misafiri eksik olur mu hiç? Elbette ki olmaz. Hatta konu komşu, dost akraba misafirliğe gelmek için sıraya bile girer. İşte Sevcan Orhan, böyle türkülerle haşır neşir bir ailenin üyesi. “Biz misafirlerimize tatlı ve meyvelerin yanında türkü ikram ediyoruz.” diyor. Saz çalıp türkü söylemeyi, yemek yemek, su içmek kadar doğal sayan Orhan’ın “mirasım türküler” demesi çok normal. Türküleri yaşatmak için gösterdiği çaba ise takdire şayan. Zira o, pop müzik albümlerinin bile can çekiştiği günümüzde türkü albümü çıkarıyor. Hem de kendi cebinden para harcayarak. Türkülerin kaderinin değişmesini ümit eden genç sanatçı, “Çok zor biliyorum ama inşallah bir sonraki albümü kendim çıkarmak zorunda kalmam. Öyle olsa bile türkü albümü çıkarmaya devam edeceğim.” diyor.
Önümüzdeki hafta türkü severlerle buluşacak olan 4. albümü “Zemheriden Ötesi Bahar”ın heyecanını yaşayan Sevcan Orhan’la kendisini, türküleri ve albümünü konuştuk.
Sevcan Orhan, Erzincanlı bir ailenin iki çocuğundan küçüğü. Kendi tabiriyle dili döndüğünden beri türkü söylüyor. İlk bağlama hocası profesyonel olarak müzikle uğraşan babası. İlkokul yıllarında abisiyle birlikte bağlama kursuna giden Orhan, daha sonraları tercihini solistlikten yana kullanmış. Lise eğitimini tamamladıktan sonra tutmuş konservatuarın yolunu. Mezun olunca şimdi üslup repertuvarları dersi verdiği İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümü’ne girmiş ve profesyonel müzik hayatına ilk adımı o yıl atmış. İlk albümü “Ninni Bebek”i 2000 yılında çıkarmış. Henüz 29 yaşındaki Orhan’a “Neden pop müzik değil de türkü?” diye soruyoruz. Cevabını kendisinden dinleyelim: “Ben çok şanslı bir çocuğum. Çünkü 80 kuşağı kültürel anlamda çok ölü, kof bir kuşak. Türküler benim en büyük yol göstericim ve mirasım oldu. Bütün yaşıtlarım türkü söyleyenleri uzaylı gibi görürken ben bağlama çalıp türkü okudum. Bunda ailemin ve yetiştiğim kültürün etkisi var kuşkusuz. Alevi kültüründe türküler, deyişler ön plandadır.”
‘Türkü okumanın vebali çok büyük’
Türkülere âşık bir sanatçı Orhan. Yaptığı işin hakkını vermek en büyük arzusu. Öyle ki türkü okumayı “Vebali çok büyük ve bir o kadar da zevkli bir iş.” olarak tanımlıyor. Binlerce yıllık geleneğin ürünü olan türküleri, kimliğini bozmadan okumak gerektiğine inanıyor. Orhan, “Türkülere zarar vermek gibi bir hakkı kendimde bulmuyorum, verirsem de onun vebalinin ağır olacağını düşünüyorum.” diyor. Söz dönüp dolaşıp türkülerin hak ettiği değeri alamadığına geliyor.
Genç sanatçı, türkü deyince insanların aklına koyun ve saman, türkücü denildiğinde ise şalvarlı insanlar gelmesinden rahatsız. Suçlu olarak, türkücüleri şalvarla ekrana çıkaran medyayı görüyor. Reyting uğruna pek çok değerin heba edildiğini söyleyen Sevcan Orhan, “Şehirde yaşayanların köylüye karşı bir antipatisi var. Onlar için türkü eşittir köylü demek. Ben türkü söylüyorum diye şalvarımla dolaşmıyorum ki! Bağdat Caddesi’nde dolaşacak kadar modern giyiniyorum. Türkü söyleyen insan cahil değildir. Tam tersine hayatın farkında olan insandır.” diyor. Sevcan Orhan, popüler olmak ve çok albüm satmak için magazin programlarında görünmeye karşı. Magazinde yer almanın kendisine yarardan çok zarar getireceğini düşünüyor.
Türkülere yeni kan lazım
Türkü albümlerinin çok satmamasına rağmen Orhan’ın ısrarla yeni albüm yapmasının bir tek nedeni var: Türküleri yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak. Ekmeğini konserlerinden kazanan genç türkücü, albümlerini çıkarmak için cebinden para harcadığını anlatıyor. Albüm yapmanın çok büyük bütçeler gerektirdiğini dile getiren Orhan, “Bizler televizyona çıkmak için bile para ödeyen sanatçılarız. Ama bu işe devam etmek zorundayım. Ben gitsem, öbürü gitse ne olacak? Türkülere yeni kan lazım.” diyor.
Eskiden Alevi olduğumu gizlerdim
Söz sırası büyük umutlarla çıkardığı albümü Zemheriden Ötesi Bahar’da. Orhan’a göre, Sezen Aksu ve Meral Okay ortak çalışması olan şarkı, Türkiye’nin demokratikleşme yolunda geçirdiği süreci de, kendi psikolojisini de çok iyi anlatıyor. “Bu bir zemheri ise sonrasında yaşanacak bir bahar var.” diyen Orhan, son yıllarda yaşanan siyasi gelişmelerin Türkiye’yi karanlıktan aydınlığa taşıdığını düşünüyor ve hayatından bir örnek veriyor: “Küçükken ailem ‘sana sorulmadıkça Alevi olduğunu söyleme’ derdi. Kimliğimi gizleyerek büyüdüm. Bu tarihi bir süreç. Karanlıkta kalan çok şey var ama büyük bir başlangıç yaptık. Artık insanlar kimliklerini gizlemek zorunda kalmadan konuşabiliyor.” Orhan, albümde ayrıca Emrah Mahsuni, Abdurrahim Karakoç ve Ahmet Kaya’nın da birer eserini okumuş.
Sevcan Orhan’ın yeni albümle birlikte başlamak istediği bir de sosyal sorumluluk projesi var. Özellikle kadına şiddet ve çocukların eğitimi konularında çok hassas. Bu konuları gündemde tutmak istiyor. Kadın ve çocuklar yararına konser vermeyi planlıyor.
TRT’de 4 yıl boyunca ‘Tatlı Dile Güler Yüze’ isimli bir program sunan ancak yorulduğu için ara veren genç türkücü, televizyon için yeni teklifler geldiğini ve değerlendirme aşamasında olduğunu dile getiriyor. Oyunculuk eğitimi de alan Orhan’ın yakın gelecekteki hedefleri arasında dizi veya film projesinde yer almak var.
(Zaman)



















